lazlara karşı çocukluığumdan beri çok büyük bir sempatim var. bir kere benim kafamdaki tüm lazlar, dursun , temel ve fadime olduğu için topluca hepsini severim sonra yakışıklı erkek tanımını kazım koyuncu üserinden yaparım ki adı bile kalbimde bir çarpmaya sebep olur. hayatımın bir döneminde ciddi ciddi karadenize hatta en ucra, en dağlık, en yeşillik yeri neresiyse oaraya yerleşmeye karar vermiştim.
eee, ne mi oldu? hala ankarada çakılıp kaldığım için bilemiyorum. buradaki insanlar zaten bir akdenizli olarak beni çok yoruyorlar. tipik akdeniz insanı olarak pat diye konuşmaya başlayıp, pıt diye samimi oluveriyorum ama angaralı öyle mi... yeşil gördü mü yakılacak odun gözüyle bakan, şort moda olana kadar sokakta şort giyen kıza rahat yüzü göstermeyen, azıcık nem oldu mu "cildim yumaşadı" diye sevineceğine yakınıp duran, ilişkilerinde çıkarcı bir mesafe edinen angaralı ya da tipik iç anadolulu insan tipi beni yoruyor!
yurdum insanı içinde bir tercih yapmam gerekse horonlarıyla gönlümü fetheden karadenize ilk sırayı veririm. ardından ege sonra yemeklerine bayıldığım doğu. bayılıyorum ama bunların da etle sebzeyi yanyana getirme huylarına sinir oluyorum. eti et olarak tüket ve canııım sebzeye zeytinyağı dışında bir şey koyma. hatta mümkün olduğu kadar çiğtüket sebzeyi doğulu arkadaşım. bir taşım kaynat, azıcık zeytinyağı ile çevir. bak kabağın, havucun tadını bulacaksın böyle ama yok illa eti herşeye sokacaklar.
gece gece bir acıktım sormayın... gidip buzdolabını karıştırayım, bakalım bana göre ne var....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder