Hayatı durdurarak
yaşamaya başlıyor anne olan, sevgili bulan arkadaşlarım. Anlayabildiğim bir
eylem değil, tek bir şeyi hayatın merkezine koyup, her şeyi onun etrafında
dönmeye zorlamak. Sıkılmaz mı insan? Hayatımın merkezine bir şey koyup, sadece
onunla ilgilenemem ben. Peki tüm gün evde oturmaya zorlanan, hava almaya bile
çıkamayan kadınlar ne yaparlar? İsteyerek olmadığı sürece evde kapalı kalma
haline bir kadın nasıl dayanır?
Mesela bugün evden çıkmadan çalıştım da nasıl daraldım bir anda. Saat sekize gelirken attım kendimi dışarı, yağmur yağıyordu ve rüzgâr çok sert olmasa da başlığımı çıkarıp saçlarımı dağıtacak kadar güçlüydü. Markete gidip salatalık malzeme ve meyve almak akşamüstü hava alma bahanesi için en mantıklı eylem. Eylemlerime bir mantık uydurmaya çalışmam, toplum baskısından olsa gerek.
Geçerken baktım, benim
sarı köpek, komşunun kullanmadığı arabasının yine üstüne yatmış. Küçük çamur
birikintisinden sekerek yanına gittim, bana baktı, seveyim diye burnunu uzattı,
ama ben yumuşak şeylere dokunamıyorum ki. Yumuşacık tüylerinin altındaki
sıcacık canı hissetmeye dayanamıyorum, bir anda bütün dünyam sıcacık kan,
sıcacık can ve acı oluyor. Dayanamam bir canlıyı hissetmeye hele ki o canlı
derdini anlatamıyor sadece oyuncak gibi duran gözleriyle bakıyor, şefkat
bekliyorsa. Kabını boşaltıp, yanımda getirdiğim ekmeği doğradım, arabanın lastiğinin
arkasına sakladığım süt paketini açtım, şöyle bir nefes çektim, bozulmamış,
zaten bu havada bozulmaz, asıl yazın zor olacak. Ekmekleri sütle ıslattım ve yemeğinin
tadına, yaptığı iyiliği izleyen bir çift nankör insan bakışı olmadan, varsın
diye market yoluna devam ettim. Zaten tam zamanında çıkmışım otoparktan, çünkü
komşular camiden dönüyorlarmış. Sol başta duran Ali Osman Amca bir şeyler
anlatıyor, ortadaki tanımadığım adam lafını kesmeye çalışıyor, en sağdaki
Enbiya Amca da bir ikisine bir de yere bakarak ilerliyorlardı. “İyi akşamlar”
dedim, ama büyük ihtimalle tanımadılar. Selam vermesem kesin tanırlar, anneme ya
da babama şikâyet ederlerdi, laf arasında, “selamsız sabahsız” geçiyor diye. Sevmiyorum,
her seferinde nasılsınlarla, iyi misinlerle oyalanmayı. İnanmıyorum ki
gerçekten sorduklarına, adet olmuş işte insanların samimi oldukları zamanlarda.
Anlatıversem tüm sıkıntılarımı, iki dakikaya kalmaz dedikodu ederler, eve girer
girmez eşlerine yetiştirirler.
İnsan denilen yaratık pek bir seviyor başkasını konuşmayı, özellikle de bu sınıfın erkekleri.
İnsan denilen yaratık pek bir seviyor başkasını konuşmayı, özellikle de bu sınıfın erkekleri.
Onlara görünmemeyi istememin sebebi, “bu köpeği kim dadandırıyor” buraya diye giriştikleri keşif faaliyetinden sıyırmak. Kaç sefer attılar ekmek doğradığım plastik leğeni! Bir can, bir soluk orada dursa ne olacak da bu kadar korkuyorlar anlamıyorum. Hocaları, bunlara erkek dünyası olan camiilerinde anlatmıyor mu, o sarı köpeği de Allah’ın yarattığını? Cam kenarına kuruttuğum ekmekleri kırpıntı yapıp verdiğim için alt kat komşumuz ne çok kızmıştı anneme. Camları hep güvercin pisliği olmuşmuş… “Bayramdan bayrama sileceğine ayda bir cam sil sende, tüm gün evde kadın programı izleyeceğine” demiştim de, “deli” diye bağırmıştı bana.
İlk olarak, incecik dudaklarının arasından oldukça sık, küçük dişleri görünmüştü. “Deli” çığlığı sonradan eklendi bu görüntüye. İlk hareketi evrimden kalmaydı, dişlerini gösterdi ki bu hareket, düşmanına korku vermeye yönelikti. Ses arkadan, içgüdülerin bastırılıp konuşmaların hâkim olduğu, ilerleyen dönemlerden geldi. O kadar inanarak söyledi ki deli olduğumu, bir an saygı duydum. İnsanların kesin inançla bir şey söylediklerine çok şahit olunmaz. Bu kadın inandığı şeyi haykırmıştı, hiç düşünmeden, yüzde yüz bir insanlık hali olan şaşkınlık ve sinir hâkimiyeti altında. Bana düşen, kesin bir saygıydı. Beğenerek, hayran olarak gülümseyip, teşekkür etmeme bir anlam veremese de, emin olmuştu artık deli olduğuma. Bu olaydan sonra bir de sarı köpeği otoparka dadandıranın ben olduğumu öğrenmeleri pek hayrıma olmaz diye düşünüyorum. Sarıyla olan ilişkim gizli kalmalı.
Şimdi o kadınlar için 8
Martlarda kendimiz eyleyip, kendimiz mesaj almak dışında, kadın cinayetlerinden
sonra akademik ağıtlar yakmanın ötesinde bir şey yapmalı. Daha radikal bir
hareket bulmalı!
Marketten çıkarken belki poşetlerin ağırlığından dolayı bir an süper kadın olmak istiyorum!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder