eğer hayat bana sonunda büyük ama çok büyük bir hayal kırıklığı planlamıyorsa, bana bir fırsat sundu... çocukken denize girdiğim zaman en sevdiğim şey, dipten kum çıkarmaktı. ben yüzeye çıkana kadar avucumun içinde azıcık bir kum kalır onu da elimi erken açtığım için parmaklarımın arasından akarken görürdüm. hayat nedir? diye sorsanız, işte cevabım tam olarak bu olurdu. ama sormazsınız ya da bu soruya benim vereceğim yanıt sizi hiç alakadar etmez çünkü zaten yaşadığınız hayat kendi cevabını hazırlıyor değil mi? kimse kimsenin soruları ya da yanıtları ile ilgilenemeyecek kadar meşgul. ben de kendi hayatımla...
bir kaç gündür melankoli beni bırakmıştı, neredeyse kalbimin üstüne çöreklenip, burnumu sızlatan o acıyı unutacaktım. ufacık ufacık bir şey oldu ve ben hemen teslim bayağını çektim, hemen kanıverecektim ki bugün geldi, sızım. hoş geldi, biraz kaygıyla karşıladım ama beni uyardı. eğer o azıcık ümidin sonu yine hüsran olursa... yok yok bu kez sanırım dönüşü olmayan bir şeyler yapmaya kalkarım... korkuyorum, avuçlarımın arasından kaymasın. bu kez, bu kez bir sorun çıkmasın ve ben de talihi dönen insanlar grubuna gireyim. girer miyim? yine beklemek düşüyor. ben ne tez canlı bir insanım oysa... sabırlıyım da, beklerim.
beklemek insanı yaşlandırıyor. beklemek insanın içinde kocaman, yıllanmış bir çınar oluyor. bilgeleşiyorsunuz, dal dal büyüyorsunuz ama gittikçe öncenizle bağınız kopuyor. sonunda geldiğiniz noktada yüzünüzde sadece buruk bir gülüş kalıyor. dışardan bakanlar, hırstan zannediyor. asla tatmin olmadığınızı sanıyorlar ama her zaman yanılır insanoğlu eğer söz konusu olan bir başka insanoğlu ise. tedirgin bekleyişimde bana melankolim eşlik edecek. hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum ama somut bir sebebim yok işte. korkuyorum, bir şey var çok istiyorum ama sonundan korkuyorum. biri var, onu severim diye korkuyorum. canım yanar, dayanamam diye korkuyorum. korkuyorsun ve yaşamıyorsun gibi beylik laflar etmeyiniz lütfen bana! sanki siz daha az korkuyorsunuz? cesur olup atıldığınızı mı sanıyorsunuz yoksa kuzum? hayır dürtüleriniz sizi kamçılıyor, mahmuzlanmış bir at gibi fırlayıp koşuyorsunuz hayat meydanına. benim kafamdan hayaller geçiyor, pat diye uyandığım an an aklımda olan ama dile dökemediğim rüyalar geçiyor. duruyorum, siz etrafımdan son sürat koşarak geçiyorsunuz. rüzgarınız, yeleleriniz, kuyruğunuz çarpıyor, bazen canım yanıyor, çöküp orta yere ağlıyorum ama siz görmüyorsunuz çünkü yorganın altına saklanmış oluyorum.
"gitmek", "aşk", "uzak", "ölüm", "vicdan", "yürek ağrısı", "yol", "gece", "şehirler arası yollardaki ışıksız dağlar", "eski bir apartman", "kuyruğu kesik bir köpek", "dışarda kalmış ayakkabılar", "deliler", "mezarlıklar", "duvara asılmış musaflar", "çok yaşlılar", "kullanılmayan duraklar".... ve daha nicesi, içinde nefes alıp verdiğim günlerdeki herhangi bir ayrıntı saplanıyor yüreğime. canım yanıyor, çok acıyor... ben buna dayanamıyorum işte!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder